İran’dan ABD, İngiltere ve Fransa’ya Yaptırım Resti: ‘Hukuksuz’
İran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Emir Said İravani, 11 Temmuz 2026 tarihinde BM Güvenlik Konseyi toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. İravani, ABD, İngiltere ve Fransa’nın İran’a karşı 2231 sayılı kararın öngördüğü “geri getirme” mekanizmasını yeniden yürürlüğe koyma girişimlerini “hukuki bulmadıklarını” belirtti. Bu diplomatik restleşme, uluslararası yaptırım rejimlerinin geleceği ve devletlerin egemenlik hakları arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne serdi.
İran’ın bu sert çıkışı, Washington, Londra ve Paris’in Tahran’a yönelik baskıyı artırma çabalarına doğrudan bir yanıt olarak kayıtlara geçti. İravani, söz konusu girişimlerin Güvenlik Konseyi prosedürlerinin ve yetkisinin açıkça kötüye kullanılması olduğunu vurguladı. Çin ve Rusya’nın da İran’ın bu tutumunu desteklediği bildirildi.
Yaptırım Mekanizması ve Arka Planı
İran nükleer anlaşması olarak bilinen Ortak Kapsamlı Eylem Planı (KOEP) çerçevesinde, anlaşmaya taraf ülkelerden birinin anlaşma hükümlerine uyulmadığını iddia etmesi halinde “geri getirme” (snapback) mekanizması devreye girebiliyor. Bu mekanizma, BM yaptırımlarının hızla yeniden uygulanmasını sağlıyor. ABD, İngiltere ve Fransa, İran’ın nükleer programıyla ilgili endişelerini dile getirerek bu mekanizmayı kullanma niyetinde olduklarını belirtmişti.
Ancak İran, bu ülkelerin KOEP taahhütlerine uymadığını ve İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimine tabi barışçıl nükleer tesislerine yönelik saldırıları desteklediğini iddia ediyor. Tahran, bu iddiaları “siyasi saiklerle yönlendirilen kasıtlı bir girişim” olarak reddediyor. İravani, ülkesinin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) olan bağlılığını vurgularken, ABD ve İsrail’in saldırganlığını eleştirdi.
Uluslararası Yargı ve Yaptırım Yetkisi Tartışmaları
Uluslararası yargı kararları ve yaptırımlar, son dönemde devletler arasındaki gerilimin ana konularından biri haline geldi. 2 Temmuz 2026 tarihinde ABD Adalet Bakanlığı, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Amerikalılar üzerinde hiçbir yargı yetkisi olmadığını ilan etti. Washington yönetimi, Roma Statüsü’ne taraf olmadığını ve mahkemenin tarafsızlığını kaybettiğini öne sürerek UCM ile iş birliği yapmayacağını açıkladı.
Bu durum, uluslararası hukukun evrenselliği ve devlet egemenliği arasındaki hassas dengeyi bir kez daha tartışmaya açtı. ABD’nin bu kararı, UCM’nin küresel çapta adalet sağlama misyonunu zayıflatma potansiyeli taşıyor. ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, UCM Başkanı Tomoko Akane’ye gönderdiği mektupta, uluslararası hukuka göre bir antlaşmanın rızası olmayan bir devleti bağlayamayacağının altını çizdi.
Öte yandan, 9 Temmuz 2026 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin üç yargıcı, Trump yönetimi tarafından kendilerine uygulanan yaptırımların askıya alınması için ABD mahkemesine başvurdu. Yargıçlar, yaptırım rejiminin ABD yasalarını ihlal ettiğini ve yargı bağımsızlığına tehdit oluşturduğunu savunuyor. Bu dava, uluslararası yargı mensuplarının kişisel güvenliği ve görevlerini bağımsızca yerine getirebilme yetenekleri açısından kritik bir emsal teşkil edebilir.
Avrupa Birliği’nin Yaptırım Politikaları ve Zorlukları
Avrupa Birliği de yaptırım politikalarında çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. 7 Temmuz 2026 tarihli haberlere göre, AB üye ülkelerinin uzlaşamaması halinde Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin onaylanması sonbahara ertelenebilir. Bu senaryoda, Rus petrolüne uygulanan tavan fiyatın dondurulması kararının 14 Temmuz‘da müstakil bir önlem olarak onaylanması planlanıyor. Bu erteleme, yaptırım kararlarının alınmasında üye devletler arasındaki fikir ayrılıklarının devam ettiğini gösteriyor.
Daha önce, 9 Haziran 2026 tarihinde AB’nin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşa yönelik 21. yaptırım paketini 11 Haziran‘da açıklamaya hazırlandığı bildirilmişti. Bu paketin, Rus bankacılık sistemi ve kripto para ağlarını hedef alması bekleniyordu. Ancak son gelişmeler, bu sürecin beklenenden daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. Bazı üye ülkelerin Rusya balıkçılık sektörüne yönelik kısıtlamalar ve vize yasakları gibi konularda henüz ortak bir pozisyona ulaşamadığı belirtiliyor.
Ne Anlama Geliyor?
Uluslararası yargı kararları ve yaptırım haberleri, küresel siyasetin ve ekonominin önemli bir parçası olmaya devam ediyor. İran’a yönelik yaptırım girişimleri, ABD’nin UCM’ye karşı duruşu ve AB’nin Rusya yaptırımlarındaki gecikmeler, uluslararası iş birliğinin ve hukukun üstünlüğünün sınandığı bir döneme işaret ediyor.
Bu gelişmeler, uluslararası hukukun uygulanabilirliği, devletlerin egemenlik hakları ve küresel yönetim mekanizmalarının etkinliği konularında ciddi soruları gündeme getiriyor. Özellikle büyük güçler arasındaki anlaşmazlıklar, uluslararası kurumların karar alma ve uygulama kapasitesini doğrudan etkiliyor. Bu durum, uluslararası ticaret, finans ve seyahat gibi alanlarda belirsizlikleri artırabilir.
Yaptırım listelerindeki güncellemeler ve yargı kararlarındaki değişiklikler, küresel ölçekte hukuki ve ekonomik riskleri beraberinde getiriyor. Örneğin, 8 Temmuz 2026 tarihinde BM Güvenlik Konseyi ISIL (DEAŞ) ve El-Kaide Yaptırım Komitesi, yaptırım listesindeki bir girişi değiştirdi. Bu tür güncellemeler, uluslararası finansal kuruluşlar ve bireyler için sürekli bir uyum yükümlülüğü anlamına geliyor.
Geleceğe Yönelik Beklentiler
Önümüzdeki dönemde, İran nükleer anlaşmasına ilişkin müzakereler ve ABD’nin UCM’ye yönelik politikaları yakından takip edilecek. AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırım paketinin akıbeti de uluslararası ilişkilerde belirleyici olacak. Bu süreçler, uluslararası hukukun ve çok taraflı diplomasi mekanizmalarının gelecekteki rolünü şekillendirecek.
Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcı Yardımcısı Nazhat Khan’ın 9 Temmuz 2026 tarihinde Sudan’ın Darfur bölgesindeki savaş suçları soruşturmalarında “çığır açıcı” bir ilerleme kaydedildiğini açıklaması gibi gelişmeler, uluslararası adaletin peşinde koşulmaya devam edildiğini gösteriyor. Ancak bu tür ilerlemelerin somut sonuçlara dönüşmesi, uluslararası iş birliğine ve siyasi iradeye bağlı kalacak. Ayrıca, 25 Haziran 2026 tarihinde Nijer’in UCM’den çekilme kararını BM’ye bildirmesi, uluslararası yargı kurumlarının gelecekteki yetki alanları ve meşruiyetleri konusunda yeni tartışmaları tetikleyebilir.
