Almanya’da AfD %44,5 ile Tarihi Zafer Kazandı, Avrupa’da Sağ Yükselişi Hızlandı

6
Almanya’da AfD %44,5 ile Tarihi Zafer Kazandı, Avrupa’da Sağ Yükselişi Hızlandı

Almanya’da Aşırı Sağın Tarihi Yükselişi Avrupa’yı Sarstı

Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği tarihi zafer, Avrupa siyasetinde sağ kanadın yükselişini bir kez daha gözler önüne serdi. AfD, 6 Eylül 2026 tarihinde yapılan seçimlerde %44,5 oy oranıyla birinci parti olarak sandıktan çıktı. Bu sonuç, savaş sonrası Almanya tarihinde bir eyalet seçiminde aşırı sağcı bir partinin ilk kez birinci olması anlamına geliyor.

Bu sarsıcı gelişmenin ardından, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, AfD’nin %43,8‘lik oy oranıyla kazandığı zaferi “büyük bir şok” olarak nitelendirdi. Merz’in liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ise 19,9 puan kaybederek %17,2 ile ikinci sıraya geriledi. Son federal anketler de AfD’nin yükselişini teyit ederken, YouGov araştırmasında %29, GMS anketinde ise %30 oy oranına ulaşarak açık ara birinci parti konumuna geldi.

Almanya Siyasetinde Deprem Etkisi

AfD’nin Saksonya-Anhalt’taki zaferi, Almanya’nın federal siyasetinde de derin etkiler yaratıyor. Ülkenin iç istihbarat teşkilatı tarafından “aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan AfD’nin bu denli güçlenmesi, demokratik kurumlar açısından ciddi bir sınav niteliği taşıyor. Partinin göçmenleri geri gönderme vaatleri ve radikal söylemleri, ana akım siyasetin AfD karşısındaki çaresizliğini gözler önüne seriyor.

Son kamuoyu araştırmaları, Almanya’nın iki geleneksel büyük siyasi bloğu olan CDU/CSU ve SPD’nin toplam desteğinin YouGov ve GMS anketlerinde %31 seviyesinde kaldığını gösteriyor. Bu oran, 2025 Federal Meclis seçimlerindeki yaklaşık %45‘lik toplam oylarının oldukça altında. Yeşiller Partisi de son seçimlere göre %8,6 oy kaybederken, SPD %1,9, FDP ise %0,2 oy kaybına uğradı.

Fransa ve İtalya’da Sağın Gücü

Avrupa’da sağın yükselişi yalnızca Almanya ile sınırlı değil. Fransa’da Marine Le Pen liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisi, anketlerde %30 ila %35,5 bandında seyrederek ülkenin açık ara en büyük tekil siyasi gücü konumunda bulunuyor. Temmuz ayında yayımlanan anketlerde Le Pen’in 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda %36 seviyesine kadar çıktığı görüldü.

İtalya’da ise Başbakan Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi, Avrupa’daki sağ popülist hareketlerin hükümet düzeyindeki en önemli örneklerinden biri olmaya devam ediyor. Meloni hükümeti, 1.413 gün ile İtalya Cumhuriyet tarihinin en uzun süre görev yapan hükümeti oldu ve 2027 seçimlerine giderken gücünü koruyor.

İsveç’te Hükümet Kapısı Aralandı

Kuzey Avrupa’da da benzer bir siyasi değişim yaşanıyor. 12 Eylül 2026 tarihinde yapılan seçimler öncesinde, aşırı sağcı İsveç Demokratları (SD) partisinin ilk kez hükümete girme ihtimali güçlendi. Son anketlerde merkez sol ve sağ blok arasındaki fark sadece 0,3 puan olarak belirlendi. Başbakan Ulf Kristersson, yeniden iktidara gelmeleri halinde SD’ye bakanlık vermeyi taahhüt etti.

SD’nin hükümete dahil olması, ülkenin siyasi dengelerinde önemli bir değişime işaret ediyor. Parti, göç, entegrasyon ve suç politikalarını merkeze alarak siyasi etkisini artırdı ve seçim programında göçün daha da azaltılmasını savunuyor.

Arka Plan: Neoliberalizmin Mirası ve Güvenlik Kaygıları

Avrupa siyasetinde sağın yükselişi, tek bir nedene bağlanamayan karmaşık bir sürecin sonucu. Uzmanlara göre bu durum, ekonomik kırılganlık, güvenlik kaygıları ve mevcut düzene yönelik tepkinin ortaklaşmasıyla açıklanıyor. Neoliberal politikaların son kırk yılda yarattığı toplumsal ve siyasal tahribat, geniş toplumsal kesimlerde gelecek duygusunu zayıflattı.

Ücretlerin baskılanması, güvencesiz istihdam, konut maliyetlerinin yükselmesi, kamusal hizmetlerin aşınması ve gelir dağılımındaki bozulma, orta sınıflarda bile aşağı doğru hareketlilik korkusu yarattı. Bu durum, geleneksel merkez partilerin küreselleşme ve Avrupa entegrasyonunu desteklemesiyle oluşan “alternatifsizlik” duygusunu besledi. Aşırı sağ partiler ise bu boşluğu milliyetçi-muhafazakâr seçmene ve ekonomik olarak kendini kaybeden kesimlere hitap ederek doldurdu.

Göç ve İslam karşıtlığı söylemleri, bu partilerin seçmen desteğini artırmasında önemli bir rol oynuyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı ve Avrupa genelindeki hibrit saldırılarının artması gibi jeopolitik gerilimler de güvenlik kaygılarını tetikleyerek sağ partilerin söylemlerine zemin hazırlıyor.

Kullanıcıya Etkisi: Avrupa Politikalarında Yeni Dönem

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi, kıtanın gelecekteki politikalarını derinden etkileyecek. Göç, güvenlik, ekonomi ve Avrupa Birliği’nin entegrasyonu gibi temel konularda daha muhafazakar ve milliyetçi yaklaşımların benimsenmesi bekleniyor. Bu durum, AB’nin karar alma süreçlerini yavaşlatabilir ve üye ülkeler arasındaki işbirliğini zorlaştırabilir.

Özellikle Almanya gibi büyük ekonomilerdeki siyasi değişimler, AB’nin genel yönünü belirlemede kritik rol oynayacak. Rusya ile ilişkiler, Ukrayna’ya destek ve savunma politikaları gibi dış politika konularında da farklı seslerin daha yüksek çıkması muhtemel. Bu siyasi savrulma, Avrupa’da yaşayan milyonlarca göçmen ve azınlık için de belirsizlikler yaratıyor, toplumsal uyum ve haklar konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirebilir.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, 15 Eylül 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya’nın hibrit saldırılarının arttığını belirterek, “Putin durdurulmadığı sürece durmayacaktır. Rusya daha büyük riskler almaya hazır oldukça Avrupa da daha büyük bir bedel ödetmelidir.” dedi. Bu tür açıklamalar, kıtanın güvenlik ve dış politika önceliklerinin yeniden şekillendiğini gösteriyor.

Önümüzdeki dönemde, özellikle 2027 Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri, Avrupa’nın sağa kayışının kalıcı bir dönüşüm mü yoksa dönemsel bir dalga mı olduğunu test edecek kritik bir eşik olacak. Bu süreç, Avrupa’nın kendi iç dinamiklerini ve küresel konumunu yeniden tanımlamasına yol açabilir.


Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın