Avrupa’dan İsrail Yerleşimlerine Karşı Ortak Adım
Fransa, Birleşik Krallık ve Kanada’nın da aralarında bulunduğu on iki Avrupa ülkesi, 9 Eylül 2026 tarihinde İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim birimleriyle ticareti yasaklayacak ulusal önlemler alacaklarını duyurdu. Bu ortak açıklama, iki devletli çözümün korunması ve İsrail’in yerleşim politikalarının uluslararası hukuka aykırılığına dikkat çekmek amacıyla yapıldı. Ülkeler, yerleşim birimi genişlemesinin ve yerleşimci şiddetinin iki devletli çözüm olasılığını baltaladığını vurguladı.
Söz konusu ülkeler, İsrail hükümetinin yerleşim birimi genişlemesini ve sivil idari yetkilerini derhal durdurması, yerleşimci şiddetinden sorumlu olanların hesap vermesini sağlaması ve İsrail güçlerine yönelik iddiaları araştırması gerektiğini belirtti. Bu karar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir yıl önce kabul edilen New York Deklarasyonu’nda yer alan ilkelere dayalı, adil ve kalıcı bir barış arayışında kararlı olduklarını gösteriyor.
Barış Sürecinde Yeni Engeller ve Çağrılar
Orta Doğu barış süreci, son dönemde artan gerilimler ve çözümsüzlüklerle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler Barış Kurulu Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov, 7 Eylül 2026’da yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze barış yol haritası kapsamındaki taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini belirtti. Mladenov, sürecin ilerlemesi için Hamas’ın silahsızlandırılması karşılığında İsrail’in çekilmesi ve yeniden yapılanmanın başlaması gerektiğini vurguladı.
Mladenov, Gazze’deki insanların “korkunç koşullarda” yaşamaya devam ettiğini ve mevcut şartlar altında bir kışı daha geçiremeyeceklerini ifade etti. Üç olası yol haritası sundu: mevcut durumu sürdürmek, İsrail askeri operasyonlarını genişletmek ve Gazze’yi yeniden işgal etmek ya da Barış Kurulu yol haritasını uygulamak. Üçüncü seçeneği “makul” olarak nitelendiren Mladenov, bunun anlaşmayla silahsızlanma, üzerinde anlaşmaya varılmış bir İsrail çekilmesi ve uluslararası ve bölgesel destekle yeniden yapılanma gerektirdiğini söyledi.
13 Eylül 2026’da Oslo Anlaşmaları’nın imzalanmasının 33. yıl dönümünde yapılan değerlendirmeler, barış vaadinin hala yerine getirilmediğini ortaya koydu. Uzmanlar, İsrail’de iki devletli çözüm desteğinin kamuoyunun yaklaşık %25‘ine düştüğünü belirtiyor. Filistin Yönetimi kurumlarındaki yolsuzluk algısının ise %83 gibi çarpıcı bir oranda olduğu bildirildi.
Bölgesel Dinamikler ve Yeni Aktörler
Orta Doğu’daki barış arayışları, bölgesel güç dengelerindeki değişimlerle de şekilleniyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 12 Eylül 2026’da Yeni Delhi’deki BRICS Liderler Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, BRICS ülkelerine Orta Doğu’da barışın tesisi için aktif rol üstlenme çağrısında bulundu. Zirvede, BRICS liderleri bölgedeki artan gerilimlerden endişe duyduklarını ve BM tarafından yetkilendirilmeyen tek taraflı yaptırımları kınadıklarını dile getirdi.
ABD’nin de İran savaşının ardından Orta Doğu politikasına yön vermek amacıyla yeni bir strateji üzerinde çalıştığı bildirildi. Bu stratejinin, İran’ı çevreleyecek bölgesel bir ittifak kurulmasını ve İsrail ile bölge ülkeleri arasındaki normalleşmenin genişletilmesini içerdiği belirtiliyor. ABD Başkanı Donald Trump, 3 Eylül 2026’da İsrail’e İran’la gerilimi tırmandırmaya devam etmesi halinde “yalnız kalabileceği” uyarısında bulunmuştu.
Türkiye de bölgesel diplomasiye aktif olarak katılıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 13 Eylül 2026’da Suriye’ye gerçekleştirdiği ziyarette, Suriye’de kalıcı barış ve istikrarın sağlanması konularını görüştü. Fidan, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kendisini feshetme ve Suriye devlet kurumlarına entegrasyon yönündeki deklarasyonunu “kıymetli bir adım” olarak nitelendirdi.
Gazze’nin savaş sonrası yönetimi konusunda ise Muhammed Dahlan’ın adı yeniden gündeme geldi. Dahlan’ın son haftalarda Avrupa ve Mısır’da Orta Doğu uzmanları ve ABD’li yetkililerle toplantılar yaptığı, İsrail istihbaratıyla da temaslarının olduğu iddia edildi. Filistin’de 28 Kasım 2026’da yasama seçimlerinin yapılması planlanıyor.
Lübnan Cumhurbaşkanı Jozef Aun ise 12 Eylül 2026’da yaptığı açıklamada, İsrail çekilmeden, tutsaklar ve yerinden edilenler geri dönmeden ve yeniden imar başlamadan İsrail ile yeni bir müzakerenin söz konusu olmadığını belirtti. Ayrıca, 11 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi önünde, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun 9 Eylül 2026’da Suriye topraklarına yasa dışı girişini kınayan bir protesto eylemi düzenlendi.
Arka Plan: Oslo’dan Bugüne Çözümsüzlük
Orta Doğu barış sürecinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Oslo Anlaşmaları, 13 Eylül 1993’te İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü arasında imzalanmıştı. Ancak bu anlaşmalar, sınırların belirlenmesi, İsrail yerleşimleri, Kudüs’ün statüsü, Filistinli mülteciler ve güvenlik düzenlemeleri gibi temel sorunları çözmekte yetersiz kaldı. Bu kritik konular, beş yıl içinde tamamlanması beklenen “kalıcı statü” görüşmelerine ertelenmişti.
Anlaşmaların uygulanmasını denetleyecek bir mekanizmanın olmaması, her iki tarafın da taahhütlerine uymamasına yol açtı. Bu durum, bir yanda yerleşim birimi genişlemesi, diğer yanda ise terör eylemleriyle dolu bir boşluk yarattı. Geçici statü, kalıcı bir koşul haline gelerek iki devletli çözümün uygulanabilirliğine olan güveni zayıflattı.
Ne Anlama Geliyor? Bölgesel İstikrar İçin Kritik Dönemeç
Avrupa ülkelerinin İsrail yerleşimlerine yönelik ticaret yasağı kararı, iki devletli çözümün korunması adına uluslararası toplumun artan baskısını gösteriyor. Bu tür somut adımlar, İsrail’in yerleşim politikalarını gözden geçirmesi için bir teşvik oluşturabilir. Ancak, İsrail kamuoyunda iki devletli çözüme desteğin %25 gibi düşük seviyelere inmesi, barışın önündeki siyasi engellerin büyüklüğünü ortaya koyuyor.
Gazze’deki insani krizin derinleşmesi ve Barış Kurulu’nun İsrail’e yönelik çağrıları, bölgedeki istikrarsızlığın devam ettiğini gösteriyor. ABD’nin İran sonrası Orta Doğu stratejisi ve BRICS ülkelerinin barış çağrıları, bölgesel aktörlerin ve uluslararası güçlerin Orta Doğu’daki rolünün yeniden tanımlanmaya çalıştığına işaret ediyor. Muhammed Dahlan gibi yeni aktörlerin sahneye çıkması ise Gazze’nin geleceğinin çok boyutlu ve karmaşık bir müzakere sürecine tabi olacağını gösteriyor. Bu gelişmeler, Orta Doğu’da kalıcı barışın sağlanması için hem diplomatik çabaların yoğunlaşması hem de bölgesel ve uluslararası işbirliğinin güçlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
