Türkiye’de Otonom Sürüş Seviye 3+ Onayı İçin Yasal Beklenti Sürüyor
Otomotiv dünyasında çığır açan otonom sürüş teknolojileri, 3. seviye ve üzeri sistemler için yasal düzenleme süreçleriyle gündemde kalmaya devam ediyor. Türkiye’de gerçek otonom sürüşün yasal altyapısı henüz tam olarak yürürlüğe girmedi. Bu durum, sürücüden bağımsız hareket edebilen araçların yaygınlaşması önündeki en önemli engellerden biri olarak öne çıkıyor.
Uluslararası arenada ise bazı ülkeler ve kuruluşlar önemli adımlar atmış durumda. Almanya’da Mercedes-Benz ve BMW gibi üreticiler, belirli koşullar altında 3. seviye otonom sürüş sistemleri için onayları alan ilk firmalar arasında yer alıyor.
Küresel ve Bölgesel Gelişmeler
Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE), Temmuz 2026’da tam otonom sürüş sistemlerine (ADS) yönelik dünyanın ilk küresel düzenleyici çerçevesini kabul etti. Bu düzenleme, sürücüsüz araçların güvenli bir şekilde trafiğe çıkabilmesi için uluslararası standartlar belirleyerek farklı ülkelerdeki dağınık düzenlemelerin önüne geçmeyi hedefliyor.
ABD’de ise federal otorite NHTSA, 31 Temmuz 2026 tarihinde ticari kullanım muafiyetleri üzerine bir danışma süreci başlattı. Ancak bu süreç, henüz bir öneri niteliğinde olup kesinleşmiş bir yasal düzenleme anlamına gelmiyor.
Çin de otonom araçlara yönelik düzenlemelerini sıkılaştırdı. Ağustos 2026 itibarıyla yürürlüğe giren yeni kurallar, üreticilerin risk yönetim sistemi kurmasını, simülasyon, kapalı pist ve gerçek yol testleri yapmasını zorunlu kılıyor. Ayrıca 3. seviye otonom araçlarda sürücünün kontrolü devralmaya hazır olup olmadığını izleyen sistemlerin kullanılması da mecburi hale getirildi.
Arka Plan: Otonom Sürüş Seviyeleri ve Türkiye’deki Mevzuat
Otonom sürüş teknolojileri, SAE International tarafından belirlenen 0’dan 5’e kadar altı farklı seviyede sınıflandırılıyor. 3. seviye otonom sürüş, belirli koşullar altında aracın tüm sürüş görevlerini üstlendiği, ancak sürücünün gerektiğinde müdahaleye hazır olması gereken “koşullu otomasyon” olarak tanımlanıyor. 4. seviye ise daha geniş bir operasyonel tasarım alanı içinde aracın tüm sürüş görevlerini yerine getirdiği “yüksek otomasyon”u ifade ederken, 5. seviye her türlü koşulda tam otomasyonu temsil ediyor.
Türkiye’de otonom araçlara yönelik ilk yasal düzenlemeler 1 Aralık 2024 tarihinde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan “Tam Otonom Araçların Otonom Sürüş Sistemine İlişkin Motorlu Araçların Tip Onayı Hakkında Yönetmelik” ile yürürlüğe girdi. Bu yönetmelik, Avrupa Birliği standartlarına uyumlu olarak M ve N kategorisindeki araçların otonom sürüş sistemleriyle donatılmasına ve bu sistemlere ilişkin tip onayı süreçlerine dair usul ve esasları belirliyor. Ancak bu düzenleme, daha çok teknik gereklilikler ve tip onayı prosedürleri üzerine odaklanıyor ve 3. seviye ve üzeri sistemlerin genel trafiğe çıkışına dair kapsamlı bir yasal çerçeve henüz oluşturulmuş değil.
Kullanıcıya Etkisi: Ne Anlama Geliyor?
Otonom sürüş teknolojilerinin yasal onay süreçleri, tüketiciler için büyük önem taşıyor. 3. seviye ve üzeri sistemlerin yasal zemine oturması, sürücülerin araç içinde farklı aktivitelerle meşgul olabilmesine olanak tanıyacak. Örneğin, Mercedes-Benz’in Almanya’da onay alan Drive Pilot sistemi, belirli otoyol koşullarında sürücünün direksiyondan elini çekmesine ve gözünü yoldan ayırmasına izin veriyor.
Ancak, Türkiye’de bu tür sistemlerin yasal bir karşılığı olmaması, mevcut durumda bu seviyedeki otonom araçların tam kapasiteyle kullanılamayacağı anlamına geliyor. Yasal düzenlemelerin tamamlanması, hem güvenlik standartlarının netleşmesini sağlayacak hem de otonom araç teknolojilerinin Türkiye pazarında daha hızlı benimsenmesinin önünü açacaktır. Bu durum, uzun vadede trafik güvenliğinin artması, sürüş konforunun yükselmesi ve ulaşım verimliliğinin iyileşmesi gibi faydalar sunabilir.
Yasal boşluklar devam ettiği sürece, tüketicilerin otonom sürüş vaat eden araçları satın alırken mevcut mevzuatın sunduğu sınırlamaları göz önünde bulundurması gerekiyor. Gelecekteki düzenlemeler, otonom araçların sigorta, sorumluluk ve kullanım alanları gibi konularda da netlik getirecek ve bu da hem üreticiler hem de kullanıcılar için önemli bir güvence sağlayacaktır.
