Gazze Barış Sürecinde Yeni Çıkmaz
Amerika Birleşik Devletleri, Gazze Şeridi’nde barış ve istikrarı sağlamak amacıyla kurulacak Uluslararası İstikrar Gücü için 206 milyon dolarlık bir fon ayırdığını açıkladı. Bu karar, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott tarafından 21 Ağustos 2026 tarihinde duyuruldu. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin, ABD’nin 21 maddelik kapsamlı barış planını reddetmesi, bölgedeki barış sürecini ciddi bir çıkmaza soktu.
Washington’ın planına rağmen İsrail’in uzlaşmaz tavrı, küresel diplomasi koridorlarında endişelere yol açtı. Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Katar, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve Ürdün dışişleri bakanları, 17 Ağustos 2026 tarihinde ortak bir bildiri yayımlayarak İsrail’in bu ret kararını kınadı. Bakanlar, iki devletli çözüm ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasının önemini vurguladı.
İsrail’in Ret Kararı ve Bölgesel Tepkiler
İsrail Başbakanı Netanyahu, 12 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın 15 maddelik barış planını reddettiğini belirtti. Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden çekilmesini istemediğini ifade etti. Bu ret kararı, 7 Ağustos 2026 tarihinde İsrail’in 15 maddelik planı reddetmesiyle zaten gündeme gelmişti.
Arabulucu ülkeler Mısır, Katar ve Türkiye, 21 Ağustos 2026 tarihinde Gazze’de yaşanan İsrail saldırılarını şiddetle kınadı. Ortak açıklamada, Filistinli grupların silahların sınırlandırılması konusunda olumlu bir yaklaşım sergilediği ve “topun artık İsrail’in sahasında olduğu” mesajı verildi. MHP lideri Devlet Bahçeli de 21 Ağustos 2026’da yaptığı yazılı açıklamada, İsrail’in saldırgan politikalarının bölgesel barış ve güvenliği tehdit ettiğini belirterek, uluslararası hukuk çerçevesinde etkisizleştirilmesinin “ertelenemez bir zorunluluk” haline geldiğini vurguladı.
Gazze Barış Planının Detayları ve İç Direnç
Filistinli kaynaklar, 31 Temmuz 2026 tarihinde Gazze’de ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına ilişkin yol haritasının detaylarını paylaştı. Bu yol haritası, İsrail’in çekilmesi, silahsızlanma, güvenlik personelinin statüsü, uluslararası bir gücün konuşlandırılması ve yeniden imar sürecini kapsıyor. Barış Kurulu ve ABD Başkanı Donald Trump, Gazze’de ateşkesin sonraki aşamasının uygulanmasına yönelik “tarihi” bir anlaşmaya varıldığını duyurmuştu. Hamas da bu detaylı yol haritasını kabul ettiğini bildirmişti.
Ancak İsrail iç siyasetindeki aşırı sağcı unsurlar, barış planının uygulanmasının önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Başbakan Netanyahu’nun hükümetindeki Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi isimler, Gazze’den askeri çekilmeye, bölgenin Filistin yönetimine devredilmesine ve Uluslararası İstikrar Gücü’nün girişine karşı çıkıyor. Smotrich, Haziran 2026’da Gazze’de üç İsrail yerleşimi kurulması için planlar hazırlandığını dahi açıklamıştı.
ABD-İran Gerilimi ve Hürmüz Boğazı
Orta Doğu’daki gerilim sadece İsrail-Filistin hattıyla sınırlı değil. ABD ile İran arasındaki tansiyon da son dönemde yükselişte. İran, 22 Ağustos 2026 tarihinde ABD’nin yeni yaptırım planlarını kınadı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Esmaeil Baghaei, bu yaptırımları “uluslararası hukuka aykırı” olarak nitelendirdi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in Pazartesi günü (24 Ağustos 2026) İran’a yönelik “tarihin en sert yaptırımlarını” açıklayacağı beklentisi, bölgedeki gerilimi daha da artırıyor.
İran Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian, 22 Ağustos 2026’da Tahran’ın taviz verme niyetinde olmadığını ve “ne savaş ne barış” durumundan çıkılması gerektiğini belirtti. Pezeshkian, Haziran ayında ABD ile imzalanan ve Şubat ayında başlayan düşmanlıkları sona erdirerek nihai bir anlaşmaya varmayı amaçlayan mutabakatı savundu. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer düzenlemeleri ve mutabakatın uygulanması konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle görüşmeler durdu.
ABD Başkanı Donald Trump, 19 Ağustos 2026’da İran ile herhangi bir görüşme planı olmadığını, ancak Hürmüz Boğazı’nın “açık ve işler durumda” kaldığını iddia etti. ABD ve İran arasındaki 60 günlük müzakere süreci, 19 Ağustos 2026 itibarıyla savaşın sona ermesine yönelik somut bir plan olmaksızın sona erdi. Trump, 18 Ağustos 2026’da Umman’ı Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma çabalarına “engel olursa” bombalamakla tehdit etmişti. İran Dışişleri Bakanlığı ise Umman ile Hürmüz Boğazı’ndaki gelecekteki seyrüsefer rotaları konusunda bir anlaşmaya varıldığını duyurmuştu.
Arka Plan
Orta Doğu’daki barış müzakere süreci, uzun yıllardır devam eden Arap-İsrail ve İsrail-Filistin ihtilaflarının yanı sıra, son dönemde ABD ile İran arasındaki gerilimle de şekilleniyor. Özellikle 2025-2026 yıllarında tırmanan ABD-İran çatışmaları, bölgede geniş çaplı bir istikrarsızlık yaratmıştı. Bu süreçte, Katar, Pakistan, Umman ve Türkiye gibi arabulucu ülkeler devreye girerek diplomatik çabaları hızlandırdı.
Haziran 2026’da ABD ve İran arasında imzalanan mutabakat zaptı, Şubat ayında başlayan düşmanlıkları sona erdirerek daha geniş bir barış anlaşmasına zemin hazırlamayı amaçlıyordu. Aynı dönemde, Gazze’deki çatışmaların sona erdirilmesi için de ABD destekli bir barış planı ve yol haritası gündeme geldi. Bu plan, Hamas’ın silahsızlandırılması ve İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesi gibi kritik maddeleri içeriyordu.
Pratik Etki: Bölgesel İstikrarsızlık ve Ekonomik Yansımalar
Orta Doğu’daki barış müzakerelerinin tıkanması ve gerilimin devam etmesi, bölge halkları ve küresel ekonomi üzerinde doğrudan olumsuz etkiler yaratıyor. Gazze’de kalıcı bir ateşkes ve siyasi çözümün sağlanamaması, insani krizi derinleştirirken, bölgenin yeniden inşası ve normalleşmesi önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor. ABD’nin 206 milyon dolarlık fon taahhüdü, Uluslararası İstikrar Gücü’nün kurulması için önemli bir adım olsa da, İsrail’in planı reddetmesi bu fonun etkinliğini sorgulatıyor.
ABD-İran geriliminin sürmesi, özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik enerji geçiş noktalarında küresel ticaret ve enerji güvenliğini tehdit ediyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve sigorta maliyetlerindeki artışlar, küresel enflasyon baskısını artırarak dünya ekonomisini olumsuz etkiliyor. Bölgedeki “ne savaş ne barış” durumu, yatırımların önünü tıkıyor ve uzun vadeli ekonomik kalkınmayı engelliyor. Bu durum, bölge ülkelerinin kendi aralarındaki ekonomik ve güvenlik işbirliklerini geliştirme çabalarını da zorlaştırıyor.
