Dolar/TL kuru, küresel dolar talebinin etkisiyle son dönemde 32,85 seviyelerine yükselirken, yabancı yatırımcılar Temmuz ayında Türkiye piyasasında 500 milyon dolar net devlet iç borçlanma senedi (DİBS) alımı gerçekleştirdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ise 25 Temmuz 2026 tarihli Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini %50 seviyesinde sabit tutma kararı aldı.
Bu gelişmeler, bir yandan kurdaki yukarı yönlü baskının sürdüğünü gösterirken, diğer yandan yabancı yatırımcıların Türk varlıklarına olan ilgisinin devam ettiğini ortaya koyuyor. Özellikle DİBS alımları, yatırımcıların Türkiye’nin mali disiplin ve enflasyonla mücadele adımlarına olan güvenini yansıtıyor.
TCMB’den Faiz Kararı ve Enflasyonla Mücadele
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 25 Temmuz 2026 tarihinde gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında politika faizini %50 seviyesinde sabit tutma kararı aldı. Bu karar, piyasa beklentileriyle büyük ölçüde uyumluydu ve enflasyonla mücadelede kararlılığın devamı olarak yorumlandı. Merkez Bankası, parasal sıkılaştırmanın etkilerinin yakından takip edildiğini ve enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir iyileşme sağlanana kadar sıkı duruşun sürdürüleceğini belirtti.
TCMB’nin bu adımı, enflasyon beklentilerini çıpalama ve fiyat istikrarını sağlama hedefine yönelik güçlü bir mesaj olarak algılandı. Yetkililer, enflasyonun ana eğilimini düşürmek için gerekli tüm araçların kullanılmaya devam edeceğini vurguladı. Bu kararlılık, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da dikkatini çekti.
Yabancı Yatırımcıların Tercihleri: DİBS’e Yönelim
Temmuz ayında yabancı yatırımcıların Türkiye piyasasındaki portföy tercihlerinde dikkat çekici bir değişim gözlendi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, yabancı yatırımcılar 250 milyon dolar net hisse senedi satışı gerçekleştirirken, aynı dönemde 500 milyon dolar net devlet iç borçlanma senedi (DİBS) alımı yaptı.
Bu durum, yabancı yatırımcıların risk algısında bir değişim ve daha güvenli liman olarak görülen sabit getirili menkul kıymetlere yönelimi işaret ediyor. Analistler, yüksek faiz oranlarının DİBS’leri cazip hale getirdiğini ve Türkiye’nin makroekonomik politikalarındaki öngörülebilirliğin artmasının bu tercihte etkili olduğunu belirtiyor. Hisse senedi piyasasındaki satışlar ise küresel risk iştahındaki dalgalanmalar ve bölgesel gelişmelere bağlanıyor.
Kurdaki Yükseliş ve Küresel Etkiler
Dolar/TL kuru, 25 Temmuz’daki faiz kararının ardından 32,50 seviyelerinde bir denge bulmuştu. Ancak son haftalarda küresel piyasalardaki dolar talebinin artması, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz artırımlarına ilişkin beklentilerin güçlenmesi ve gelişmekte olan ülke para birimlerindeki genel zayıflıkla birlikte 32,85 seviyelerine yükseldi.
Uzmanlar, küresel risk iştahındaki dalgalanmaların ve gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikalarının kur üzerinde etkili olmaya devam edeceğini belirtiyor. Özellikle Fed’in gelecekteki adımlarına ilişkin belirsizlikler, küresel dolar endeksini yukarı yönlü destekleyerek Dolar/TL kurunu da etkiliyor.
Arka Plan: Ekonomik İstikrar ve Kredi Notu Görünümü
Türkiye ekonomisi, son dönemde enflasyonla mücadele ve makroekonomik istikrarı sağlama hedefiyle sıkı para politikası uygulamalarını sürdürüyor. TCMB’nin politika faizini %50 seviyesinde tutma kararı, bu kararlılığın bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Hazine ve Maliye Bakanlığı da Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerine ulaşma konusunda kararlılık mesajları vererek mali disiplinin önemini vurguluyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, 10 Ağustos 2026 tarihli raporunda Türkiye’nin kredi notunu ‘B+’ olarak teyit ederken, görünümünü ‘pozitif’ olarak korudu. Raporda, enflasyonla mücadeledeki kararlılık, mali disiplin adımları ve cari açığın sürdürülebilir seviyelere çekilmesi olumlu faktörler olarak öne çıkarıldı. Fitch, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı direncini artırdığını da belirtti.
Pratik Etki: Tüketici ve İşletmeler Ne Beklemeli?
Dolar/TL kurundaki yükseliş, özellikle ithalata bağımlı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin maliyetlerini doğrudan etkileyecek. Enerji, hammadde ve ara malı ithalatı yapan firmalar için üretim maliyetleri artabilir. Bu durum, nihai ürün fiyatlarına yansıyarak tüketicinin alım gücünü olumsuz etkileyebilir. Özellikle teknoloji ürünleri, otomotiv ve ilaç gibi ithalat ağırlıklı sektörlerde fiyat artışları görülebilir.
Öte yandan, yabancı yatırımcıların DİBS alımlarına devam etmesi, Türkiye’ye sermaye girişlerinin sürdüğünü ve finansman koşullarının görece istikrarlı kalabileceğini gösteriyor. Ancak hisse senedi piyasasındaki net
