AB’de İçten Yanmalı Motor Yasağına Fransa-Almanya’dan Yeni Gevşeme
Avrupa Birliği’nin 2035 yılından itibaren yeni içten yanmalı motorlu araç satışını fiilen yasaklama planı, Fransa ve Almanya arasında varılan kritik bir anlaşmayla daha da esnetiliyor. Bu uzlaşma, aylardır süren müzakerelerdeki tıkanıklığı gidererek, otomotiv sektöründe önemli bir dönüm noktası oluşturdu.
Anlaşma uyarınca, 2035 sonrası için daha önce belirlenen yüzde 100 sıfır emisyon hedefi yerine, yeni içten yanmalı motorlu araçların satışına izin verilebilecek. Bu durum, özellikle hibrit ve menzil uzatıcı elektrikli araçların geleceği açısından büyük önem taşıyor.
Anlaşmanın Detayları ve Etkileri
Fransa ve Almanya arasındaki uzlaşma, Almanya’nın “Avrupa Malı Al” (Buy European) kurallarına Fransız desteği karşılığında, Almanya’nın otomobil emisyon kurallarının gevşetilmesi yönündeki taleplerine Fransa’nın destek vermesiyle sağlandı. Bu anlaşma, Avrupa Komisyonu’nun daha önceki yüzde 90’lık CO₂ azaltım önerisinin de ötesine geçebilir.
Avrupa Parlamentosu raportörü Jens Gieseke’nin 4 Ekim 2026 tarihli önerisi de bu yönde bir sinyal vermişti. Gieseke, 2035 sonrası yeni içten yanmalı motorlu araç satışına izin verilmesini ve CO₂ hedefinin yüzde 90’a düşürülmesini savunmuştu.
Bu yeni düzenlemelerle birlikte, otomobil üreticileri tamamen elektrikli araçlara geçiş baskısını bir nebze olsun hafifletecek. Toyota RAV4 gibi şarj edilebilir hibrit (PHEV) modellerin veya menzil uzatıcı elektrikli araçların (REEV) piyasada kalmaya devam etmesi bekleniyor.
Arka Plan: Yasağın Evrimi
Avrupa Birliği, iklim hedefleri doğrultusunda 2023 yılında önemli bir karar alarak, 2035’ten itibaren AB ülkelerinde yeni benzinli, dizel ve hibrit araç satışını fiilen yasaklamayı hedeflemişti. Bu karar, yeni satılan tüm otomobillerin sıfır emisyonlu olmasını şart koşuyordu.
Ancak, otomotiv sektöründen ve Almanya ile İtalya gibi büyük üretici ülkelerden gelen yoğun baskılar sonucunda, AB Komisyonu 2025 yılı sonunda bu yasağı yumuşatma yoluna gitmişti. Aralık 2025’te yapılan bir öneriyle, 2035’ten itibaren egzoz emisyonlarının yüzde 100 yerine yüzde 90 düşürülmesi hedeflendi.
Bu revizyon, kalan yüzde 10’luk emisyonun düşük karbonlu Avrupa çeliği, e-yakıtlar ve biyoyakıtlar gibi yöntemlerle telafi edilmesine olanak tanıyordu. Bu sayede, içten yanmalı motorlara tamamen veda etmek yerine, belirli koşullar altında varlıklarını sürdürmelerinin önü açılmıştı.
Tüketiciye Yansıması ve Çevresel Maliyet
İçten yanmalı motor yasağının gevşetilmesi, tüketicilere 2035 sonrası araç alımında daha fazla seçenek sunabilir. Tamamen elektrikli araçlara geçiş yapmak istemeyen veya buna bütçesi uygun olmayan tüketiciler için hibrit veya e-yakıt uyumlu içten yanmalı motorlu araçlar bir alternatif olarak kalmaya devam edecek.
Ancak bu durumun çevresel ve ekonomik maliyetleri de bulunuyor. Ulaşım ve Çevre (T&E) örgütünün 7 Ekim 2026 tarihli analizine göre, emisyon standartlarının gevşetilmesi halinde Avrupa’nın 2026-2050 yılları arasında yaklaşık 3,5 milyar varil daha fazla petrol ithal etmesi gerekebilir.
Bu ek petrol ithalatının, 2050 yılına kadar yaklaşık 288 milyar avroluk ek maliyete yol açabileceği öngörülüyor. Bu durum, AB’nin enerji bağımlılığını azaltma ve karbon nötrlüğü hedeflerine ulaşma çabalarını olumsuz etkileyebilir.
Öte yandan, AB’nin Kasım 2026’dan itibaren yürürlüğe girecek Euro 7 emisyon standartları, tüm benzinli araçlarda daha sıkı denetimler ve elektrikli araç bataryaları için minimum kapasite şartları getiriyor. Bu düzenlemeler, fren ve lastik aşınmalarından kaynaklanan partikül salımlarını da kapsayarak, genel emisyon kontrolünü sıkılaştırmaya devam ediyor.
Sektörün Tepkileri ve Gelecek
Otomotiv sektörü, yasağın gevşetilmesi yönündeki bu gelişmeyi farklı şekillerde karşılıyor. Elektrikli araçlara büyük yatırımlar yapan bazı markalar, politika değişikliğinin güveni zedeleyebileceğini savunurken, içten yanmalı motor teknolojisine yatırım yapmaya devam eden üreticiler bu kararı olumlu buluyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 15 Ekim’de AB liderlerine sunması beklenen bu anlaşma, Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceğini şekillendirecek önemli bir adım olarak görülüyor. Anlaşmanın nihai hali, Avrupa Parlamentosu’nun ulaştırma ve turizm komitesi (TRAN) tarafından da değerlendirilecek.
