Türkiye’de 65 Milyon Kişi Su Stresiyle Yüzleşecek: COP31 Öncesi Alarm
Yeni yayımlanan AXA Türkiye İklim Raporu 2026, Türkiye’nin iklim değişikliği karşısındaki kırılganlığını çarpıcı rakamlarla ortaya koydu. Rapora göre, 2050 yılına kadar yaklaşık 65 milyon kişi yüksek veya çok yüksek su stresi riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu durum, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde acil eylem çağrılarını güçlendiriyor.
Antalya’da 9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlenecek olan COP31, küresel iklim mücadelesinde kritik kararların alınacağı bir platform olacak. Raporun bulguları ve yaklaşan zirve, Türkiye’nin ve dünyanın iklim krizine karşı daha somut ve hızlı adımlar atması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye’nin İklim Risk Haritası Ortaya Çıktı
AXA Climate tarafından hazırlanan AXA Türkiye İklim Raporu 2026, iklim değişikliğinin önümüzdeki 25 yılda Türkiye’deki su kaynakları, tarım, şehirler ve kritik altyapılar üzerinde yaratabileceği riskleri detaylandırdı. Çalışma, 7 küresel iklim modelinin projeksiyonları ve yerel veriler kullanılarak hazırlandı.
Rapora göre, 2050’ye kadar Türkiye’de ortalama sıcaklıklar yaklaşık 4 derece yükselebilir. Bu artışla birlikte, yaklaşık 23 milyon kişinin ısı stresinden etkileneceği öngörülüyor. Antalya’nın 2050’ye kadar yılda 40 derecenin üzerinde 30’dan fazla ek gün yaşayabileceği belirtilirken, İstanbul’da ise yaklaşık 322 bin kişinin sel, 1,5 milyon kişinin ise yüksek heyelan riski taşıyan bölgelerde yaşayabileceği ifade edildi.
Ülke topraklarının yaklaşık %66’sı önemli düzeyde su kıtlığıyla karşılaşabilir. Bu durum, tarımsal üretimden sanayiye, enerji üretiminden günlük kentsel su ihtiyacına kadar birçok alanı doğrudan etkileyecek.
Küresel Hedefler ve Aşılması Beklenen Sınırlar
İklim değişikliğiyle mücadelede belirlenen küresel hedefler de alarm veriyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından 2 Eylül 2026’da yayımlanan “Aşımı Sınırlamak” raporu, dünyanın önümüzdeki birkaç yıl içinde 1,5°C küresel ısınma eşiğini aşma yolunda ilerlediğini ortaya koydu. Rapor, en iyimser senaryoda bile sıcaklık artışının en az yaklaşık 1,8°C’ye ulaşacağını belirtiyor. Bu, bir Birleşmiş Milletler kuruluşunun 1,5°C eşiğinin aşılacağını açıkça belirttiği ilk rapor olma özelliğini taşıyor.
Yeni Zelanda’da 7 Ekim 2026’da yayımlanan “Atmosferimiz ve İklimimiz 2026” raporu da sera gazı seviyelerinin rekor düzeye ulaştığını gösteriyor. Rapora göre, Yeni Zelanda’nın yıllık ortalama sıcaklığı 1909’dan bu yana 1,36 derece artarken, ülkedeki yaklaşık 3 bin buzulun hacmi 1997’deki 56 kilometreküpten 2023 itibarıyla 30 kilometreküpe geriledi. Karbondioksit seviyeleri 1972’den bu yana %30 artış gösterirken, metan seviyeleri 2025’te en yüksek konsantrasyonuna ulaştı.
COP31 Antalya’da Kritik Zirve
Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleşecek olan COP31, iklim geleceğini şekillendirecek kararların alınacağı kritik bir zirve olarak öne çıkıyor. Zirve öncesinde, Güney Pasifik’teki ada ülkesi Fiji’de 7 Ekim’de başlayan Pre-COP Zirvesi’nde 1,5 derece hedefinin ulaşılabilir tutulması, iklim finansmanına erişimin artırılması ve okyanus-iklim ilişkisinin güçlendirilmesi gibi konular ele alınıyor.
COP31’de “Dinamik ve Dayanıklı Sağlık Sistemleri” de 10 öncelikli temadan biri olarak belirlendi. Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emine Didem Evci Kiraz, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerine karşı dayanıklılığını artırmak amacıyla acil bir iklim ve sağlık destek fonunun oluşturulmasını beklediğini belirtti. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın “İklim Değişikliği Eylem Planı 2026-2030” ile eğitimin de iklim eyleminin yeni cephesi olacağı vurgulanıyor.
Arka Plan
İklim değişikliği, sanayi devrimiyle birlikte artan sera gazı emisyonları nedeniyle gezegenin ortalama sıcaklığının yükselmesiyle ortaya çıkan küresel bir sorundur. Paris Anlaşması, küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelerin 2°C altında tutmayı ve 1,5°C ile sınırlama çabalarını sürdürmeyi hedefliyor. Türkiye, Paris Anlaşması’nı 2021’de onaylayarak 2053 net sıfır emisyon hedefini açıklamıştır.
Türkiye’nin iklim değişikliğinin etkilerine karşı ekonomik, sosyal ve ekolojik direncinin artırılması amacıyla hazırlanan İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (İDUSEP) da güncelleniyor. Bu güncellemeler, Türkiye’nin ulusal ve uluslararası iklim politikaları doğrultusunda uyum kapasitesini güçlendirmeyi amaçlıyor.
Kullanıcıya Etkisi
İklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki etkileri, vatandaşların günlük yaşamlarını doğrudan etkileyecek boyutlara ulaşıyor. Su stresi, tarımsal üretimi tehdit ederek gıda fiyatlarında artışlara yol açabilir ve özellikle düşük gelirli haneler üzerinde ekonomik baskıyı artırabilir. Aşırı sıcaklıklar, açık alanda çalışan emekçilerin sağlığını ve verimliliğini olumsuz etkileyecek.
Şehirlerde artan sel ve heyelan riskleri, altyapı hasarlarına ve can kayıplarına neden olabilir. Sağlık sistemleri, sıcak hava dalgaları ve vektör kaynaklı hastalıkların yayılması gibi iklim bağlantılı sağlık sorunlarıyla başa çıkmakta zorlanabilir. Bu durum, enerji, su ve gıda güvenliği gibi temel ihtiyaçlara erişimi de zorlaştırarak yaşam kalitesini düşürecektir.
Bu raporlar ve zirveler, bireylerden hükümetlere kadar herkesin iklim eylemine katılımının ne kadar kritik olduğunu gösteriyor. Su tasarrufu, enerji verimliliği ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıkları, bu büyük resmin küçük ama önemli parçalarını oluşturuyor.
