AB’den Sınır Güvenliğine Sert Yaklaşım
Avrupa Birliği, düzensiz göçle mücadele kapsamında sınır politikalarını önemli ölçüde sıkılaştırmaya hazırlanıyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, 15-16 Ekim’de düzenlenecek AB Liderler Zirvesi öncesinde üye ülke liderlerine gönderdiği mektupta, düzensiz göçün Birliğe karşı “silah olarak kullanılması” durumunda devreye girecek bir acil müdahale mekanizması oluşturulmasını önerdi. Von der Leyen, Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex’in yetkilerinin genişletilmesini ve düzensiz göçmenlerin sınır dışı edilme oranlarının artırılmasını da istedi. Bu öneriler, Avrupa’da göç yönetiminin insani boyutundan çok sınır kontrolü, caydırıcılık ve geri gönderme politikalarının ön plana çıktığı yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Bu sertleşen politikaların somut yansımaları İspanya’da yaşanıyor. İspanya’nın Kuzey Afrika açıklarında yer alan Kanarya Adaları’na sadece son bir haftalık süreçte 1260 düzensiz göçmen ayak bastı. Fas ve Sahra Altı Afrika kıyılarından okyanusa açılarak Avrupa’ya ulaşma hayali kuran bu kişiler, kapasitesinin çok üzerinde yolcu taşıyan derme çatma botlarla tehlikeli bir yolculuğu göze alıyor.
Kanarya Adaları Rotasında Kritik Durum
Kanarya Adaları rotası, okyanusun güçlü akıntıları ve zorlu hava şartları nedeniyle Akdeniz üzerinden yapılan geçişlerden çok daha tehlikeli kabul ediliyor. Bir haftada 1260 kişinin adalara canlı olarak ulaşabilmesi, bölgedeki sahil güvenlik ekiplerinin ve göçmen kabul merkezlerinin kapasitesini zorlayan bir tablo ortaya çıkarıyor. İspanyol yetkililer, göçmenlerin kimlik tespiti ve sağlık kayıt işlemlerini tamamladıktan sonra anakaraya sevkleri veya ülkelerine iade süreçleri için yasal prosedürleri işletiyor.
Kanarya Adaları Özerk Hükümet Başkanı Fernando Clavijo, merkezi hükümeti son dönemdeki düzensiz göç artışına karşı “tepkisiz kalmakla” suçladı. Clavijo, “Toplamda 47 bin göçmenin geldiği 2024 yılında yaşanan duruma benzer bir yıl sonu senaryosuyla karşı karşıya kalmaktan büyük endişe duyuyoruz” ifadelerini kullandı. Eylül 2026’da yaşanan ölümcül facialar da bu rotanın ne kadar riskli olduğunu bir kez daha gösterdi; 3 Eylül 2026 tarihinde alabora olan bir teknede en az 80 düzensiz göçmenin hayatını kaybettiği varsayılmıştı.
ABD’nin “Üçüncü Ülke” Politikası Tartışma Yarattı
Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) sığınmacıları ve göçmenleri kendi ülkeleri dışındaki “üçüncü ülkelere” sınır dışı etme politikası, küresel çapta devasa bir insan hakları ve finans krizini tetikliyor. Birleşmiş Milletler (BM) uzmanları, 28 Eylül 2026’da ABD’yi bu uygulamaya son vermeye çağırdı ve bu kişilerin işkence, baskı ve diğer hak ihlalleriyle karşı karşıya kalabileceği konusunda uyardı.
Reuters’ın ulaştığı ön Amerikan hükümet verilerine göre, Donald Trump’ın başkanlığa dönüşünden bu yana ABD göç ve sınır yetkilileri 40 binden fazla kişiyi kendi ülkeleri olmayan ülkelere sınır dışı etti. Bu kişilerin yaklaşık 900‘ü Afrika ülkelerine gönderildi. Şubat 2026’da yayımlanan bir raporda, ABD’nin beş hükümete (El Salvador, Ruanda, Esvatini, Ekvator Ginesi ve Palau) doğrudan 32 milyon dolardan fazla ödeme yaptığı belirtildi. Ruanda örneğinde, hükümete 7,5 milyon dolar ödendiği, buna karşılık o tarihe kadar ülkeye yalnızca yedi kişinin ulaştığı kaydedildi. Bu kişileri taşıyan uçuşların maliyeti ise yaklaşık 602 bin dolar ek olarak hesaplanırken, kişi başına tahmini maliyet yaklaşık 1,1 milyon dolara yükseldi.
Arka Plan: Artan Ölümler, Azalan Geçişler
Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından 17 Eylül 2026’da yayımlanan bir rapor, küresel göç hareketliliğindeki çelişkili bir durumu ortaya koydu. Rapora göre, 2026 yılında Avrupa’ya deniz yoluyla ulaşan göçmen ve mülteci sayısı keskin bir şekilde azaldı. Yılın ilk sekiz ayında yaklaşık 60 bin göçmen ve mülteci Avrupa’ya ulaşırken, bu rakam geçen yılın aynı dönemindeki 98 bin 40‘a göre %39‘luk bir düşüşe denk geliyor.
Ancak bu düşüşe rağmen, göç yollarındaki ölümler artmaya devam etti. Raporda, en az 2 bin 292 kişinin deniz yoluyla geçiş girişiminde hayatını kaybettiği veya kaybolduğu belirtildi. Özellikle Orta Akdeniz rotasında, gelenlerin sayısı %55 azalarak 48 bin 231‘den 21 bin 393‘e düşmesine karşın, bu rotadaki ölümler 844‘ten 996‘ya yükseldi. Bu durum, sınır sıkılaştırmasının hareketliliği ortadan kaldırmadığını, aksine göçmenleri daha uzun, daha pahalı, daha gizli ve daha ölümcül rotalara ittiğini gösteriyor.
Pratik Etki: Göçmenler ve Ülkeler İçin Ne Anlama Geliyor?
Küresel göç politikalarındaki bu değişiklikler, hem göçmenlerin hayatlarını hem de hedef ve transit ülkelerin yönetim stratejilerini derinden etkiliyor. Avrupa’daki sınır kontrollerinin sıkılaşması ve sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması, düzensiz göçmenler için Avrupa’ya ulaşmayı daha da zorlaştıracak ve riskleri artıracak. Bu durum, insan kaçakçılığı ağlarının daha tehlikeli yöntemlere başvurmasına yol açabilir.
ABD’nin “üçüncü ülkelere” sınır dışı etme politikası, sığınmacıların uluslararası koruma haklarına erişimini kısıtlama potansiyeli taşıyor. Bu tür anlaşmalar, insan hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor ve göçmenlerin güvenli olmayan koşullara geri gönderilme riskini artırıyor. Ödenen yüksek meblağlar, bu politikaların maliyet etkinliği ve etik boyutları hakkında soru işaretleri yaratıyor.
ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) tarafından 23 Ekim 2026’da yürürlüğe girecek yeni düzenleme de göçmenlik başvurularını etkileyecek. Özellikle yaş sınırı bulunan başvurularda, son teslim tarihinin hafta sonuna veya federal tatile denk gelmesi durumunda, başvurunun yaş sınırı dolmadan USCIS’e ulaşması gerekecek. Bu değişiklik, başvuru sahiplerinin son günü beklemeden işlemlerini tamamlamasının önemini vurguluyor ve başvuru süreçlerinde daha fazla dikkat gerektirecek.
Türkiye-AB Göç Diyaloğu Devam Ediyor
Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki göç diyaloğu ve iş birliği süreçleri de gündemdeki yerini koruyor. 13 Ekim 2026 tarihinde Göç İdaresi Başkanlığı’nda “Türkiye-AB Göç Diyaloğu ve Geri Kabul Anlaşması” konulu bir konferans düzenlendi. Konferansta, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik süreci, göç alanında sürdürülen diyalog ve iş birliği faaliyetleri ile Geri Kabul Anlaşması kapsamındaki süreçler değerlendirildi. Bu tür diyaloglar, küresel göç yönetiminde uluslararası iş birliğinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.
