Avrupa’da Sağ Popülizm Yükseliyor: Göç Politikaları Siyasi Dengeleri Değiştiriyor

6
Avrupa’da Sağ Popülizm Yükseliyor: Göç Politikaları Siyasi Dengeleri Değiştiriyor

Avrupa’da Siyasi Sahne Sağ Popülizme Kayıyor

Avrupa’nın siyasi manzarası, son otuz gün içinde yaşanan gelişmelerle birlikte sağ popülist partilerin yükselişiyle belirgin bir değişim gösteriyor. Göç karşıtlığı ve ulusal kimlik tartışmaları, bu partilerin geleneksel siyasi dengeleri zorlamasında kilit rol oynuyor. Almanya’dan Fransa’ya, Avusturya’dan İngiltere’ye kadar birçok ülkede, daha önce marjinal kabul edilen hareketler ana akım siyasetin önemli aktörleri haline geldi.

TVP World Avrupa Editörü Marcin Zaborowski, 13 Ağustos 2026 tarihli açıklamasında, Avrupa’daki siyasi tablonun göçün etkisiyle sağa kaydığını belirtti. Zaborowski’ye göre, bir zamanlar marjinal görülen partiler, artık Avrupa’nın geleneksel partileri için ciddi rakipler haline geldi.

Aşırı Sağın Yükselişinde Göçün Rolü

Avrupa genelinde aşırı sağ partilere verilen destek, son yıllarda belirgin biçimde arttı. PopuList araştırmasına göre, 31 Avrupa ülkesindeki son ulusal seçimler baz alındığında seçmenlerin %23‘ten fazlası aşırı sağ partilere oy verdi. Bu oran, 1995’ten bu yana yaklaşık beş kat artış gösterdi ve özellikle son üç yılda hızla yükseldi.

Uzmanlar, bu yükselişin temel nedenlerinden birinin göç olduğunu vurguluyor. 2015 Avrupa göç krizi ve dönemin Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in mültecileri kabul etme kararı, Almanya için Alternatif (AfD) gibi aşırı sağ partilerin güçlenmesinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Ülke Bazında Siyasi Değişimler

Almanya: AfD’nin Yükselişi

Almanya’da AfD, Avrupa’daki aşırı sağın en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. 2016’da Federal Meclis’te sandalyesi bulunmayan AfD, 2026 itibarıyla Almanya’nın en büyük siyasi aktörlerinden biri haline geldi. Pew Research Center’a göre, partinin Federal Meclis’te 630 sandalyenin 150‘sine sahip olduğu belirtiliyor.

Partinin yükselişinde özellikle göç ve iltica politikaları önemli bir rol oynarken, AfD’nin federal düzeyde hükümete katılımı konusunda diğer büyük partilerin tutumu belirleyici olmaya devam ediyor.

Fransa: Ulusal Birlik Güçleniyor

Fransa’da Ulusal Birlik (Rassemblement National – RN), aşırı sağın en güçlü siyasi hareketlerinden biri konumunda. Partinin lideri Jordan Bardella, Avrupa’daki aşırı sağ hareketlerin öne çıkan isimleri arasında yer alıyor.

Bardella, 2026 Haziran’ında Brüksel’de Vlaams Belang tarafından ağırlanırken, göç ve iltica politikalarında Avrupa’daki benzer siyasi hareketler arasında daha yakın işbirliği çağrısı yaptı.

İngiltere: Reform UK’in Etkisi

İngiltere’de Reform UK lideri Nigel Farage, Clacton’daki ara seçimlerde yeniden milletvekili olmaya çalışırken, parti geleneksel siyasi partilere ciddi bir meydan okuyucu haline geldi. Zaborowski, Farage’ın on yıldan kısa bir süre önce “şaka adayı” olarak görülebileceğini ancak şimdi “ciddi bir siyasi fenomen” olduğunu ifade etti.

Reform UK’in artan desteğine rağmen, partinin tek başına iktidara gelmesinin veya koalisyon kuracak kadar oy almasının “çok düşük bir ihtimal” olduğu belirtiliyor.

Arka Plan

Avrupa’da merkez siyasetin gerilemesi uzun süredir tartışılan bir konu. 2008 Küresel Finans Krizi, merkez sağ ve merkez sol partilere duyulan güveni ciddi biçimde sarstı. Ardından artan işsizlik, sosyal devlet politikalarının zayıflaması ve 2015’teki mülteci krizi, seçmenleri giderek daha fazla alternatif arayışlara itti.

Ortaya çıkan tablo, sadece aşırı sağın yükselişiyle sınırlı kalmadı; merkez partiler de söylemlerini ve politikalarını bu yeni dengelere göre değiştirmeye başladı. Bu durum, Avrupa’da siyasi kutuplaşmayı derinleştiriyor.

Kullanıcıya Etkisi

Avrupa’daki bu siyasi değişimler, vatandaşların günlük yaşamlarını doğrudan etkileyebilir. Aşırı sağ partilerin göç karşıtı politikaları, özellikle göçmen kökenli vatandaşlar ve AB içinde serbest dolaşım hakkına sahip olanlar için yeni kısıtlamalar anlamına gelebilir. Sınır kontrollerinin artması ve iltica süreçlerinin zorlaşması gibi uygulamalar gündeme gelebilir.

Ekonomik alanda ise, ulusalcı politikaların güçlenmesi, AB’nin tek pazar prensiplerini ve serbest ticaret anlaşmalarını etkileyebilir. Bu durum, ithalat ve ihracat yapan işletmeler için yeni düzenlemeler ve maliyet artışları getirebilir. Ayrıca, AB’nin iklim politikaları ve enerji dönüşümü gibi konulardaki hedefleri de siyasi değişimlerden etkilenebilir.

Avrupa Birliği’nin kurumsal yapısında reform ihtiyacı da öne çıkıyor. Temmuz 2026 tarihli Polling Europe anketine göre, Avrupalıların %73‘ü AB’nin reformlara ihtiyacı olduğuna inanıyor. %39‘u bazı değişiklikleri desteklerken, %34‘ü radikal reformlar çağrısında bulunuyor. Sadece %15‘i mevcut sistemi yeterli görüyor. Bu durum, AB’nin gelecekteki karar alma süreçlerini ve vatandaşların Birliğe olan güvenini doğrudan etkileyecektir.


Benzer Yazılar

Bir yanıt yazın