Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden AB’ye Acil Hukuki Güvence Talebi
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), ABD’nin 9 Ekim 2026 tarihinde duyurduğu yaptırım kararlarına karşı Avrupa Birliği’nden (AB) acil hukuki güvence talep etti. Mahkeme, bu yaptırımların uluslararası hukuk düzenine yönelik bir saldırı olduğunu belirterek, faaliyetlerini sürdürmek için somut adımlar atılmasını bekliyor. UCM ayrıca, ABD’li teknoloji şirketlerinden uzaklaşma ve dolar bağımlılığını azaltma yönünde hazırlıklara başladığını duyurdu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, UCM’ye yönelik yaptırım kararını açıklarken, “Ya UCM tehditlerine son verecek ya da biz UCM’yi ortadan kaldıracağız” ifadelerini kullanmıştı. Bu yaptırımların altı ay içinde yürürlüğe girmesi bekleniyor.
ABD Yaptırımlarının Arka Planı ve Uluslararası Tepkiler
ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırım kararı, mahkemenin eski yargıçlarından Güney Afrikalı hukukçu Navi Pillay’ın 2026 Nobel Barış Ödülü’nü kazanmasından yalnızca birkaç saat sonra geldi. Pillay, İsrail’in Gazze’de soykırım işlediği sonucuna varan bir Birleşmiş Milletler (BM) raporunun hazırlanmasına liderlik etmişti.
UCM, Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında Gazze Şeridi’ndeki yoğun saldırılar ve soykırım iddiaları nedeniyle savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkarmıştı. ABD, bu karara şiddetle itiraz etmiş ve tanımadığını belirtmişti. Washington yönetimi, Ağustos ayında da UCM Başkanı Tomoko Akane de dahil olmak üzere UCM yargıçlarına ve savcılarına yaptırım uygulamıştı.
Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırım kararına sert tepki gösterdi. AB, Washington’a bu önlemleri geri çekme çağrısında bulunarak, uluslararası hukuka saygıya dayanan kurallara bağlı uluslararası düzenin kararlı destekçisi olduğunu vurguladı. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric de ABD’nin bu kararını kınadığını ifade etti.
UCM’nin Gelecek Adımları ve Pratik Etkisi
UCM, ABD yaptırımlarına karşı AB’den hukuki güvence talep ederken, bu süreçte kendi bağımsızlığını korumak adına önemli adımlar atmaya hazırlanıyor. Mahkeme, ABD’li teknoloji şirketlerinden uzaklaşarak ve dolara olan bağımlılığını azaltarak olası etkileri minimize etmeyi hedefliyor.
Bu durum, uluslararası yargı organlarının egemen devletler tarafından uygulanan baskılara karşı direncini test ediyor. UCM’nin bu adımları, uluslararası ceza adaletinin geleceği ve küresel hukuk düzeninin işleyişi açısından kritik bir dönemeç oluşturuyor. Özellikle, uluslararası suçlardan hesap sorulması ve mağdurlara adalet sağlanması konusunda UCM’nin rolü, bu yaptırımlar nedeniyle daha da önem kazanıyor.
Türkiye’deki Uluslararası Yargı Kararları: ByLock ve Kavala Davaları
Uluslararası yargı alanındaki gelişmeler sadece UCM ile sınırlı kalmadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 29 Eylül 2026 tarihinde Türkiye aleyhine ByLock mesajlaşma uygulaması kullanımına dayalı mahkûmiyetlere ilişkin üç önemli karar açıkladı. Bu kararlar, toplam 947 kişiyi kapsıyor ve “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi (Sözleşme’nin 7. maddesi) ile adil yargılanma hakkının (Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası) ihlal edildiğine hükmetti.
AİHM, iç hukuk makamlarının ByLock’u münhasıran örgüt mensuplarının kullanımı için tasarlanmış bir uygulama olarak değerlendirmesini ve bu uygulamanın tek başına mahkûmiyet için yeterli sayılmasını eleştirdi. Türkiye hükümetinin itirazlarına rağmen, Mahkeme bu başvuruları incelemeye devam etti ve ihlal kararlarını kesinleştirdi.
Öte yandan, Osman Kavala davasında da önemli gelişmeler yaşandı. AİHM Büyük Dairesi, 25 Ağustos 2026 tarihinde Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını isteyen ve müebbet hapse mahkûm eden ulusal mahkeme kararının geçersiz olduğunu belirten bir karar kabul etmişti. Ancak, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ekim 2026 tarihinde Kavala’nın yeniden yargılama ve tahliye talebini reddetti.
AİHM kararlarının uygulanmasından sorumlu olan Bakanlar Komitesi, 15-16 Eylül 2026 tarihlerindeki toplantısında Osman Kavala’nın durumunun “olağanüstü bir ağırlık taşıdığını” vurgulayarak, Türkiye’nin AİHM’in üç kararını uygulamamasını kınadı. Komite, Türk Hükümeti’nden Aralık toplantısından önce Kavala’nın serbest kalmasını sağlayacak önlemler hakkında bilgi vermesini talep etti.
Uluslararası Yargının Geleceği ve Egemenlik Tartışmaları
Uluslararası yargı organlarının kararları ve yaptırımlar, devletlerin egemenlik anlayışları ile uluslararası hukukun üstünlüğü arasındaki gerilimi bir kez daha gözler önüne seriyor. ABD’nin UCM’ye yönelik yaptırımları, uluslararası ceza adaletinin küresel çapta uygulanabilirliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Benzer şekilde, Türkiye’deki ByLock ve Kavala davalarında AİHM kararlarının uygulanması konusundaki direnç, ulusal yargı ile uluslararası yargı arasındaki ilişkinin karmaşıklığını gösteriyor. Bu gelişmeler, uluslararası hukukun etkinliği ve devletlerin uluslararası yükümlülüklerine bağlılığı açısından önümüzdeki dönemde daha fazla tartışmaya yol açacak gibi görünüyor.
