Ekim Enflasyonu %29,77’ye Ulaştı: 2027 Asgari Ücret İçin %33,7 Zam Senaryosu Masada
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekim 2026 tüketici fiyat endeksi (TÜFE) verilerini bugün açıkladı. Buna göre, enflasyon aylık %2,58, yıllık ise %29,77 oranında arttı. Bu kritik veri, milyonlarca çalışanın merakla beklediği 2027 yılı asgari ücret görüşmeleri öncesinde masadaki zam senaryolarını doğrudan etkileyecek.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun aralık ayında kamu, işçi ve işveren temsilcilerinin katılımıyla toplanacağını duyurdu. Mevcut net asgari ücretin 28.075,50 TL olduğu göz önüne alındığında, masadaki senaryolar yeni ücretin 35.094,38 TL ile 37.536 TL arasında değişebileceğini işaret ediyor.
Asgari Ücrette Kritik Dönemeç: Enflasyon ve Bütçe Verileri Belirleyici
2027 asgari ücreti için geri sayım sürerken, TÜİK’in açıkladığı Ekim 2026 enflasyon verileri, komisyonun zam oranını belirlerken esas alacağı önemli göstergelerden biri haline geldi. Yıllık %29,77‘lik enflasyon oranı, çalışanların alım gücünü koruma taleplerinin temelini oluşturuyor.
Asgari ücret zammı tartışmalarında üç ana oran öne çıkıyor. Bunlar, Orta Vadeli Program’da yer alan %28,4‘lük yıl sonu enflasyon tahmini, yuvarlak bir rakam olan %30 ve 2027 bütçe teklifinde asgari ücretin vergi istisnası için ayrılan 1 trilyon 460 milyar TL‘lik kaynağın işaret ettiği %33,7‘lik artış oranlarıdır. Bu senaryolara göre net asgari ücret, %25 zamla yaklaşık 35.094,38 TL, %28,4 zamla 36.049 TL ve %30 zamla yaklaşık 36.498 TL seviyelerine ulaşabilir.
Bakan Işıkhan, memur ve memur emeklilerinin maaş artışlarına ilişkin olarak da 2026-2027 toplu sözleşme kapsamında 2027 yılında %5 ve %4 oranındaki artışlar ile olası enflasyon farkının aylıklara yansıtılacağını belirtti. Geçtiğimiz yıl 600 bin kamu işçisini ilgilendiren 2025-2026 Dönemi Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Protokolü ile aylık brüt taban ücretler 42 bin TL‘ye yükseltilmişti. Bu protokolde 2026 yılı için sırasıyla %10 ve %6 oranında ücret artışları öngörülmüştü.
İşçi Direnişleri ve Sendikal Hak İhlalleri Tırmanıyor
Türkiye genelinde işçi direnişleri ve sendikal örgütlenme mücadeleleri Ekim ayında da yoğun bir şekilde devam etti. Umut-Sen’in 2 Kasım 2026 tarihli “Direniş Haritası Ekim 2026” raporuna göre, Ekim ayında Türkiye genelinde 285 emek mücadelesi kaydedildi. Bu mücadelelerin 47‘si yeni kayıt olarak sisteme girerken, 26‘sında ödenmeyen ücret, tazminat ve işçilik alacakları temel talep olarak öne çıktı.
Özellikle inşaat sektörü, işçi direnişlerinin en yoğun yaşandığı alanlardan biri oldu. Ekim ayında 15 yeni inşaat direnişi kaydedilirken, bunlardan 6‘sı ay sonu itibarıyla devam ediyordu. Arnavutköy Sazlıbosna TOKİ şantiyesinde ve Ankara’daki Rönesans Holding’in Yeni Adalet Sarayı şantiyesinde işçiler, ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle eylemler düzenledi; hatta bazı işçiler çatıya çıkarak seslerini duyurmaya çalıştı.
Sendikal örgütlenme nedeniyle yaşanan işten çıkarmalar da gündemdeki yerini koruyor. İstanbul Tuzla’daki VOLVAC fabrikasında Birleşik Metal-İş sendikasının çoğunluk tespiti sonrası 35 işçi işten çıkarıldı. Aliağa’daki Smart Solar’da sendikalaşma nedeniyle işten çıkarılan işçi sayısı 85‘e yükselirken, Sincan’daki Ulusoy Bakır’da 2 sendikalı işçinin işten çıkarılması üzerine 12 Kasım’da grev tehdidi bulunuyor. Kocaeli’deki Bekaert fabrikasında ise Haziran ayından bu yana 250‘den fazla işçinin işten çıkarıldığı, son olarak 29 Eylül’de 128 kişinin işine son verildiği iddia edildi.
Sendikalar Harekete Geçti: Uluslararası Dayanışma ve Kadro Mücadelesi
İşçi sendikaları, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde çalışan hakları için mücadelelerini sürdürüyor. 2 Kasım 2026 tarihinde gerçekleştirilen uluslararası liman işçileri eylem gününde, Liman-İş ve Limter-İş sendikaları İstanbul Haydarpaşa, Mersin ve Gemlik limanlarında savaş ve silah sevkiyatlarına karşı protestolar düzenledi. Bu eylemler, küresel çapta 113 limanda on binlerce işçiyi bir araya getirdi.
HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkanı Mahmut Arslan, 2-3 Kasım 2026 tarihlerinde yaptığı açıklamalarda, kamu iktisadi teşebbüslerinde (KİT) çalışan taşeron işçilerin kadroya alınması mücadelesini kararlılıkla sürdürdüklerini vurguladı. Arslan ayrıca, Hizmet-İş Sendikası bünyesinde örgütlenen ev işçisi sayısının 165.800‘ü aştığını ve 28 Kasım 2026’daki 15. Olağan Genel Kurul’a kadar 200 bin, nihai olarak ise 500 bin ev işçisine ulaşmayı hedeflediklerini belirtti. Bu örgütlenme çabasını bir insan hakları mücadelesi olarak nitelendirdi.
Öte yandan, 7 Ekim 2026 tarihinde 16 sendika, 2027 Bütçe Kanunu Teklifi görüşmeleri öncesinde ortak bir bildiri yayımladı. “İşçi sınıfını ve dostlarını mücadeleye çağırıyoruz” başlıklı bildiride, vergide ve gelirde adalet, emekli aylıklarının yükseltilmesi ve yaşanabilir asgari ücret gibi talepler dile getirildi. Antalya’da ise bugün (3 Kasım 2026) COP31 İklim Zirvesi öncesinde iki sendika yöneticisinin gözaltına alınması, sendikal hakların korunması konusundaki hassasiyeti bir kez daha gündeme getirdi.
Arka Plan: Türkiye’de Çalışma Hayatının Zorlukları
Türkiye’de işçi hakları ve sendikal örgütlenme, uzun yıllardır süregelen tartışmaların ve mücadelelerin odağında yer alıyor. İş Kanunu ve ilgili mevzuatlarla koruma altına alınan haklara rağmen, işten çıkarmalar, ücret eşitsizlikleri ve sendikal baskılar gibi sorunlar çalışma hayatının önemli gündem maddeleri olmaya devam ediyor. Özellikle ekonomik dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde, iş güvencesi ve adil ücret talepleri daha da belirginleşiyor.
Sendikalaşma oranları, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarının altında kalmaya devam etse de, son yıllarda belirgin bir artış gözleniyor. Ancak sendikal örgütlenmenin önündeki engeller, özellikle işten çıkarmalar yoluyla sendikal faaliyetlerin baskılanması, işçilerin hak arayışlarını zorlaştırıyor. Bu durum, sendikaların ve işçi örgütlerinin hem yasal yollardan hem de eylemlerle mücadele etmesini gerektiriyor.
Çalışanlara ve Ekonomiye Etkisi
Asgari ücretteki olası artış, doğrudan 7 milyonu aşkın çalışanı ve dolaylı olarak toplumun tamamını etkileyecek. Kıdem ve ihbar tazminatından işsizlik maaşına, sosyal destek ödemelerinden stajyer ücretine kadar birçok kalemi doğrudan etkileyen asgari ücret, hane halkı gelirleri üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. Yüksek enflasyon karşısında eriyen alım gücünün korunması, milyonlarca çalışanın temel beklentisi haline gelmiş durumda.
İşçi direnişleri ve sendikal hak ihlalleri ise ekonomik istikrarsızlık dönemlerinde daha da görünür hale geliyor. Ödenmeyen ücretler ve sendikal baskılar, iş barışını olumsuz etkileyerek üretim süreçlerinde aksaklıklara yol açabiliyor. Bu durum, hem işçilerin yaşam standartlarını düşürüyor hem de işletmelerin verimliliğini azaltarak genel ekonomiye zarar veriyor. Sendikal örgütlenmenin güçlenmesi ve çalışan haklarının tam olarak güvence altına alınması, daha adil ve istikrarlı bir çalışma hayatı için kritik önem taşıyor.
